ALEVİ CANLAR FORUMU

ALEVİ CANLAR FORUMU-TASAVVUF ARAŞTIRMA ,PAYLAŞIM

Ekim 2018

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    

Takvim Takvim


    Felsefe Sözlüğü #B-Dizini

    Paylaş
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 59
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Felsefe Sözlüğü #B-Dizini

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mart 30 2009, 16:49

    Belit
    (Aksiyom)

    Başka
    bir önermeye götürülemeyen ve tanıtlanamayan, böyle bir geri götürme ve
    kanıtı da gerektirmeyip, kendiliğinden apaçık olan ve böyle olduğu için
    öteki önermelerin temeli ve ön dayanağı olan temel önerme. Ne türlü bir
    belitten yola çıkılırsa o türlü bir sonucu varılır. Belitlere dayanan
    bir felsefe, belitlerin yanlışlığı meydana çıkınca çöker.

    1)Mantık:
    Mantıkta belit terimi, bir şeyi tanıtlamak için kullanılan tanıtlanmayı
    gerektirmeyecek kadar açık ilke anlamını veriri tanıtlanmayı
    gerektirmediği gibi tanıtlanamazda. Çünkü tanıtlama, daha da açıklamak
    demektir, buysa daha çok açıklanamaz. Her belit bir ilkedir, ama her
    ilke bir belit değildir. Örneğin, “her bütün kendini meydana getiren

    parçalarından büyüktür” ilkesi bir belittir, buna karşı Einstein’in
    görelilik ilkesi bir belit değildir. Metafizik dünya görüşünün ürünü
    olan bütün mantıklar, “bir şey kendisinin aynıdır” önermesiyle dile
    getirilen özdeşlik ilkesini belit saymışlardır. Hegel’in diyalektik
    mantığı bunun doğru olmadığını meydana koymuştur. Bir şey kendisiyle
    bile aynı değildir, çünkü sürekli olarak değişmektedir.

    2)
    Matematik: nicelikler arasındaki orantıları dile getiren zorunlu
    önermeler, matematikte belit adıyla tanımlanırlar. Örneğin, “bir üçüncü
    niceliğe ayrı ayrı eşit olan nicelikler birbirine eşittir”, “eşit
    niceliklere eşit nicelikler eklenirse toplamları da eşit olur”.
    Matematiksel belit, mantıksal belitin niceliklere uygulanmasıdır.
    Aralarında başkaca bir anlam ayrılığı yoktur.

    3) Dekartçılık:
    Descartes ve başta Spinoza olmak üzere izdaşları felsefelerini
    belitlere dayarlar. Örneğin Descartes, felsefesini “düşünüyorum,
    öyleyse varım” belitinden çıkarak kurmuştur. Spinoza’da ünlü
    Etika’sında örneğin, “başka bir şeyle tasarlanmayan şeyin kendisiyle
    tasarlanması gerekir” gibi belitlerden yola çıkar. Ne var ki, ne türlü
    bir belitten yola çıkılırsa o türlü bir sonuca varılır. Bundan başka,
    bu belitler, “parçalarının toplamı bütüne eşittir” gibi belitler
    gücünde değildirler. Daha açık bir deyişle, Dekartçıların belitleri
    öznel, kendilerince belit sayılmış belitlerdir. Nitekim Cogito’nun
    yüzyıllarca önceki biçimini çürütmek için, “bin altın düşünüyorum,
    öyleyse bin altınım var” önermesi ileri sürülmüştür.



    Biçim (Form)
    Nesnelerin dış görünüşü. Metafizikte bir nesnenin, gizil ilkesi olan, hammaddeden ayırt edilen etkin belirleyici ilkesi.


    Platon
    bugün biçim sözcüğü ile karşılanan eidos terimini bir şeyi o şey yapan
    kalıcı gerçeklik ile sonlu ve değişmeye uğrayan tikelleri ayırmak için
    kullanmıştır. Platoncu biçim kavramı, da Pytagarosçı kurama dayanır. Bu
    kurama göre, nesnelerin ayırt edici özelliklerini veren maddi öğeler
    değil, Pythagoras’ın sayısal olarak adlandırdığı kavranabilir
    yapılardır.

    Madde ve biçim arasındaki ayrımı ilk kez ortaya atan
    Aristoteles’tir. O’na göre madde kendi içinde bir nesne değil,
    nesnelerin oluşumunda bulunan farklılaşmış temel öğedir. Tikel
    nesnelerin, bu temel öğeden oluşmaları farklılaşma süreci ile
    gerçekleşir. Bu süreç içinde belirli biçimler alan nesneler de
    kavranabilir dünyayı oluşturur. Madde gizil öğe, biçim ise gerçekleşen
    öğedir.

    Alman filozof Kant’a göre, biçim zihnin, bir özelliği
    birey tarafından nesneye yükleniyordu. Kant’a göre mekan ve zamanın
    duyarlılığı iki apriori biçimindedir. İnsanın kendi başına zaman ve
    mekan deneyimi olmasa bile insanın mekan ve zaman dışı deneyiminin
    olmayacağını savundu.


    Bilgicilik (Sofizm)
    Eski
    Yunan’da İ.Ö 5. yüzyılın ikinci yarısından İ.Ö 4. yüzyılın başlarına
    değin para karşılığı felsefe öğreten gezgin felsefecilerin (sofistler)
    oluşturdukları akıma bilgicilik denir.

    Sofist deyimi, bilgeliği
    yeğleyen öğreti, bilgi öğretmeni, siyasada yararlı olma sanatı, söz
    söyleme sanatı anlamlarında kullanılmıştır. İ.Ö 5. yüzyıl, antik çağ
    Yunan felsefesinde bilgicilik akımının egemen olduğu çağdır. İlk
    düşünür sayılan Thales’den beri ortaya atılan sayısız varsayımlar,
    sonunda insan zekasını şahlandırmış ve bütün olup bitenleri yeniden
    gözden geçirerek kıyasıya eleştirmeye yöneltmişti. Doğa bilimlerinin
    denetiminden yoksun insan düşüncesi, varlığın temeli konusunda daldığı
    hayal aleminden kendisine dönüyordu. Bilgicilik akımının inceleme
    amacı, insanın kendisiydi. Protagoras’ a göre , “insan her şeyin
    ölçüsü” ydü. Bilgi, teorik bir merak değil, pratik bir yarar olmalıydı.
    Protagoras “tanrılara
    gelince, ben onların ne var olduklarını ne de yok
    olduklarını bilirim” diyordu. Bilgici Hippias, giydiği elbiseyi kendisi
    diktiği için “ bağımsızlığa kavuşmakla” övünüyordu. İnsan her türlü
    yapma bağlardan kurtulmak ve insansal yasanın (nomos) yerine doğal yasa
    (physis) konulmalıydı.

    Bilgiciler , özdekçi düşünceleri sürmekle
    beraber, ürünü oldukları idealist çizgiyi sürdürmüşler ve dünyayı
    tanıma olanağını yadsımışlardır. İşte bu idealist çizgidir ki, bir
    yandan bilgicilik akımını yozlaştırarak felsefeyi güzel söz söyleme
    sanatına dönüştürürken diğer yandan idealist ilkelerin gelişmesi
    sürecini doğurmuştur.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 59
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Felsefe Sözlüğü #B-Dizini

    Mesaj tarafından Admin Bir Salı Mart 31 2009, 13:30

    Budizm
    Buda’nın ileri sürdüğü gizemsel dünya görüşü ve din.

    Budizm
    İ.Ö 6. yüzyılda, Brahmanizm’e bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
    Brahmanizm’in tanrıları ve kast ayrılıkları, açlık ve yoksulluk içinde
    acı çeken milyonlarca insanı büsbütün tedirgin etmeye başlamıştı. Buda,
    bu insanlara, dünyadan vazgeçme (nirvana) yoluyla acıdan kurtulmayı
    öğütlüyordu. Yaşam acısız kılınamayınca acı yaşamsızlıkla
    giderilecekti. Buda, tanrının sözünü etmez, kurtuluşu törebilimsel
    arınmaya bağlar. Budizm’e göre insan ruhunu yeniden bedenleşmesi kurban
    kesmekle olmaz, günahsız iyi davranışlarla sağlanabilirdi. Buda’ya göre
    acı çekme gerçeği (insanları birbirine bağlayan bütün nesneler acı
    kaynağıdır), istek gerçeği ( acı, insan isteğinden doğar), acının yok
    edilmesi gerçeği ( acı, her türlü istekten el çekme eş deyişle
    nirvanalaşmakla yok edilir) ve sekiz tane maddeden oluşan sekiz yol
    gerçeği olmak üzere dört temel gerçek vardır.

    Buda’ya göre
    evrende insanın bağlanabileceği hiçbir şey yoktur, ne özdekte ne de
    ruhta hiçbir şey sürekli değildir, ne biçim ne öz vardır, her şey gelip
    geçicidir, dünya yalan ve boştur.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH

      Similar topics

      -

      Forum Saati Ptsi Ekim 15 2018, 14:53