ALEVİ CANLAR FORUMU

ALEVİ CANLAR FORUMU-TASAVVUF ARAŞTIRMA ,PAYLAŞIM

Ocak 2019

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031   

Takvim Takvim


    Aleviler'de Ölümle İlgili Ritüeller

    Paylaş
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 59
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Aleviler'de Ölümle İlgili Ritüeller

    Mesaj tarafından Admin Bir Salı Mayıs 26 2009, 20:29

    DİPNOTLAR

    1 Alevi inancına göre, Hz. Ali öldüğü zaman; cenazesini kendisi yıkamış, cenazesini kendisi kefenlemiş, cenazeyi tabuta kendisi koymuş, tabutu da kendisi deveye yüklemiş ve deveyi de kendisi çekmiştir. Daha sonra da cenazeyi toprağa kendisi vermiştir.

    2 Yılanlar evi

    3 Cehennem ateşi

    4 Ateş evi

    5 Cehennem üstüne yapılmış kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprüdür. Günahkar kullar bu köprüden geçemeyecek ve cehennem ateşine düşüp yanacaktır.

    6 Öteki dünyada günahları ve sevapları tarttığı varsayılan terazi.

    7 Cennet ırmaklarının suyudur ve bu ırmak suyu, ölümsüzlük suyudur.

    8 Tekel.

    9 Cehennemde işkence ediciler.

    10 Ölmek üzere olan kimseyi kendisi için zor olmazsa sağ yanına yatırarak, yüzü kıbleye gelecek biçimde çevirmek kentte yaşayan Aleviler arasında Sünniliğinde etkisi ile yaygınlaşmıştır. Böyle yapmak güç olursa, ayakları kıble’ye gelecek biçimde sırt üzeri yatırılır, ancak yine yüzünün kıbleye gelmesi için başı biraz yukarı kaldırma uygulaması da kentte yaşayan Aleviler arasında görülen bir başka uygulamadır.

    11 Bazı yörelerde telkin, ölmek üzere olan hastanın, sağlığında hoşlandığı bir kimse tarafından yaptırılması uygulaması görülen bir başka davranış biçimidir.

    12 “Yâsin Kur’anın hükmü kesin: Sen Rabbin arza elçi gönderdiklerindensin; doğru yol üstündesin; Ataları önderden yoksun bir toplum için ilk uyarmadır sesin. Varsın yitikler senin sözünü dinlemesin, kader zincirlerini boynunda sürüklesin; sen Kur’ana uyanı, Allahını sayanı tam uyarmış demeksin. Ona müjdele, de ki:

    - Mükâfat göreceksin;

    Murada ereceksin;

    Cennete gireceksin...

    İnsanoğlu ne yapmış ne yapacak biliriz; hesabını sormaya ölüyü diriltiriz; her şeyi yazdık, çizdik, kestirdik önceden biz. Anlatsana, o şehrin başına gelenleri: Gönderdik ya onlara biz iki Peygamberi, baktık ki inanan yok, bir üçüncü gönderdik, ıslah olsunlar diye imkan verdik, yol verdik; yine inkar ettiler, kötülüğe gittiler, güldüler, söylendiler “Ne demekmiş Peygamber?” “Biz Haktan gönderildik” dediler bizimkiler; onlar yine güldüler, sövdüler dizi dizi:

    - Uğursuzlar, defolun, yoksa taşlarız sizi, yüzünüzden yağıyor, başımıza belalar.

    - Bizlersiz başınıza daha çok gelecek var; uğur, öğüt bizdendir; uğursuzluk sizdendir!

    Böyle tartışırlarken şehrin ucundan biri geldi soluk soluğa, gür sesle şöyle dedi: “Bu ne hile ne oyun. Hemen bunlara uyun; bunlardır hak Peygamber, ne kandırırlar sizi, ne bir ücret isterler! O sesi duydum madem durabilir miyim ben Rabb’a kulluk etmeden: Odur bizi halk eden; bizler hep ondan gelip, er geç, hep ona giden. Hangi akılla başka birine tapayım ben? Allah ise eğer bana zarar vermek isteyen, hangi putun, fayda var hangi şefaatinden? Rabb’e bel bağladım ben, benim sözümü duyun; bunlara uyun hemen, hadi bunlara uyun!...” Yine homurdanmaya, kızmaya başladılar; canını verene dek onu da taşladılar. Aldık onu cennete hâlâ sızlanıyordu: “Ne olurdu kavmim de erseydi bu izzete...” O kavme ne bir ordu, ne sel, ne de zelzele; sadece bir kükreme! Ödleri patlayarak serildiler yerlere... Nice toplum, bu çeşit akıbeti hak etti, onları gazabımız helak etti, yok etti. Dünyadan nice kavmi sildik biz kaç kereler; hepsi huzurumuzda hesap vermek üzereler... Meydandayken: toprağa hayat getirdiğimiz, tane bitirdiğimiz meyve yetirdiğimiz, yerlere çeşit çeşit tohumlar attığımız, yerlerde gürül gürül sular akıttığımız, yine mi fark etmezler, doğru yola gitmezler, yine mi şükretmezler? Bizdeki eşsiz güce belgedir gündüz-gece; karanlıkta dinlenir, ışıkta çalışırlar; insanlar yaşamaya böylece alışırlar. Öyle gece olur ki, Ay büyür kaderince, sonra, bir de bakarsın, hurma dalından ince; ne güneş, yetişir de kararır ayın yüzü; ne gece bir an için geçebilir gündüzü; hepsi de gökyüzünde yüzer kendi izinde. Görseler bunlardan da üstün belgeler vardı: Bitkiler-hayvanlara boğulup kalırlardı, tufanda hepsini bir gemiye yüklemesek; imdada kim gelirdi biz boğmayı dilesek? Her haliyle borçludur şu insan oğlu bize; yaşayıp geçinmesi bağlı takdirimize... Sonradan görmeleri biri dese insanca “Allahın verdiğinden kula verin bir parça” derler ki - “Rab dilese doyururdu kendisi” “Bir tek biz mi olalım her açın efendisi?” Bu, bir saçma bahane; bir açık sapıtmadır. “Sonunda hayır vardır” deseniz, cevap hazır: “Görmedik biz bu va’din geldiğin yerine!” Örnek oladursun onlar birbirlerine; gün geldi mi bir emir, bir davranış elverir; uykudan kalkmış gibi kalkıp kabirlerinden “Kim uyandırdı?” diye sorarlar birbirinden. O gün Rabbin kurduğu mahkemeye girilir; herkese yaptığının karşılığı verilir; iyiler, şevk içinde, gider, cennete konar; Tanrının sesi, canı serinleten bir pınar, çağıldar başlarının ucunda: “Selam size!” Aynı sese gür ve korkunç: “Suçlular! Gelsenize.” “Şeytana uydunuzdu dünyada, bir çok işte, size uygun düşen yer: Cehennem budur işte!” Ağızları mühürlü, kilitlenmiş dilleri ne inkara mecal var, ne te’vile boş yere; bir bir tanıklık eder ayakları, elleri, derler “Bizi kullandı şu şu kötülüklere!” isteseydik onları çarpardık yaşarken de; çıkmazdı içlerinden konuşan da, gören de... Niye O’na uymazlar, aslını düşünmezler: Ne sihirbaz, ne şair; O sadece Peygamber. Ne söylenmişse çıkar, bir belirli zamanda, her şeyi açıklayan, öğüt veren Kur’anda, bin bir bağıştan biri yeter, hatırlasalar, insan için halk oldu, süt ve et veren davar; hâlâ nankör ve gafil, ona bile taparlar. Cansız veya ölümlü, putun da ne hükmü var? Üzülme ya Muhammed! Çabaları nafile... Bir eski mezar görse bir münkir gelir dile “Bu mu dirilecekmiş? Bir avuç kemik kaldı!” Hey bir damla pıhtıdan yaratılan zavallı! Seni öyle var eden, bunu diriltir elbet: Yeşil ağaçtan kızıl ateş yaratan kuvvet... Cümle yaratıkları, yeri-göğü var eden; kemikten yeni insan türetemezmiş neden? O, her şeyi yaratan, gören, bilen, bildiren; ol deyince olduran, öl deyince öldüren. Onunla var oldunuz, onunla gerçeksiniz, ondan kopup geldiniz, O’na döneceksiniz.”

    13 “Yoktur başka tapacak bir tek Allah var ancak içinde uyanıktır; her şeyine tanıktır; şaşırıp sorma: Nerede? Her yerde, hiç bir yerde! Ne dalar, ne uyuklar; her an, her yerde hazır; her işte takdiri var. O’nundur, O’nunladır yerde, gökte ne varsa; şefaat mümkün ancak O’ndan izin çıkarsa... Köyünde-yurdundaki önünde-ardındaki neyse insan oğlunun hepsi elinde O’nun. Gerçekleşir sadece O’nun “Olsun!” dediği; bir şey yok yerde-gökte Allah’ın bilmediği dinlenip uyulacak ne kalıyor geride Kürsü’sü, yerleri de kaplamış gökleri de! Kavrıyor, denetliyor, kolluyor göğü-yeri... Bir olmaz sapıtanla inananın değeri; eli böğründe kalır sapıtan-oyalanan; kopmayacak bir kulpa yapışmıştır inanan. ALLAH ki doğruların dostudur, önderidir; onları karanlıktan aydınlığa iletir.”

    14 Alevi İnancına göre, imamet Hz. Ali’ye verilmiştir. Bu yetki ve görev ondan da onun çocuklarına, onun soyuna geçmiştir. Alevilerin tüm dinsel törenlerinin önderi ve yönetmeni adına “seyyid-i saadet, evlad-ı resul” denilen kişi yani “Dede” ya da “Baba”dır. Bu nedenle cenaze işlerinin yönlendirilip yönetilmesi de orada bulunuyorsa Dede/Baba tarafından yapılır. Ama orada Dede/Baba veya Dede/Baba tarafından yetkili kılınan rehber yoksa bu iş bilen bir kişi tarafından yürütülür.

    15 Rahat döşek, ölenin vefat ettiği yerden alınarak, yere pike ya da battaniye serilerek oluşturulan yeni yere denir.

    16 Eröz, Mehmet; TÜRKIYE’DE ALEVILIK VE BEKTAŞILIK, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1990, s. 152


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 59
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Aleviler'de Ölümle İlgili Ritüeller

    Mesaj tarafından Admin Bir Salı Mayıs 26 2009, 20:31

    17 Ölünün yıkanacağı yer örtülü olmalıdır. Yıkayıcı ve yardımcılarından başkası onu görmemelidir (yakınları görebilir). Erkek ölüyü erkek, kadın ölüyü kadın yıkar. Cenaze namazının kılınabilmesi için ölünün âzaları tam olması veya bedeninin çoğu veya hiç olmazsa başı ile bedeninin yarısı bulunması şarttır. Bedeninin bu kadarı olsun bulunmayan ölü yıkanmaz, kefenlenmez, namazı kılınmaz, bir beze sarılarak gömülür. Dede/Baba veya bu konuda bilgi olan ve cenaze hizmetlerini yürüten kişi, ölenin yakınlarını çağırıp, son suyunu döktürür. Bununla, helallık verilmiş olur. Cenaze yıkanıp, kefenlenip, tabuta konulunca razılık (helallık) alınır. Şehitlere ve doğum sırasında Hakk’a yürüyen genç annelere yeşil kefen sarılması gelenektir. Hakk’a yürüyen can için, ölümünün “kırkıncı günü” yemek (kırk yemeği, hayır yemeği) verilir ve “dar’dan indirme” (halkın rızalığını alma) töreni yapılır. Bir can Hakk’a yürüdüğü zaman, ona karşı son hizmet yapılır, cenaze törenine katılınır, cenaze namazında (duasında, helallığında) bulunulur. Helallık; hem evinin önünde hem de cenaze namazında alınır. Ölü’yü, bu konuda bilgili herhangi bir can yıkayıp, namazını kıldırabilir. Dede olması şart değildir. Küçük çocukların yıkama işleminde abdest aldırılmaz. Şişip dağılmak üzere bulunan bir ölünün üzerine yalnız su dökülür; abdest aldırmaya, anlatıldığı gibi üç kere yıkamaya gerek yoktur. Çünkü, çevrildiği ve sürtüldüğü takdirde dağılabilir. Bir çok cenazenin hepsine bir namaz kılmak olursa da, ayrı ayrı kılınır. Henüz dokuz yaşına varmamış bir kız çocuğunu erkek; henüz erginlik çağına (12 yaşına) erişmemiş bir erkek çocuğunu da kadın yıkayabilir. Suda boğulmuş olan kişi, gusül niyetiyle suyun içerisinde üç defa hareket ettirilir. Böylece yıkanmış kabul edilir. Müslüman olmayan erkek veya kadın isterse/istenirse kurallara uygun olarak yıkanılarak gömülür. Dokuz ayı doldurmadan önce doğan çocuk, bir ses çıkarmak veya kendisinde bir hareketin görülmesi gibi canlılığını gösteren belirtiden sonra ölürse, isim verilerek yıkanır, kefenlenir ve namazı kılınır. Ölü olarak doğup da bedensel yapısı tam olursa yine yıkanır, beze sarılır, fakat namazı kılınmadan gömülür. Eğer bedensel yapısı tam olmayıp ancak bazı organları belli olursa, üzerine su dökülür ve bir bez parçasına sarılarak gömülür. Ölmüş olan bir can’ın başsız olarak vücudunun yarısı bulunsa veya gövdesinin ekserisi kaybolsa, yıkanmaz, kefenlenmez, üzerine namaz kılınmaz, bir bez torbaya sarılarak defnedilir. Ancak bedeninin çoğu veya başı ile beraber yarısı bulunursa, yıkamak farz olur, kefenlenir ve namazı kılınır.

    18 Gömülmeden önce ölünün sarıldığı beyaz bezdir.

    19 Kolları ve yakası olmayan, yanları da dikişsiz olan (yensiz, yakasız) bir gömlektir. Uzunluğu, boyun kökünden ayaklara kadardır (Ahiret gömleği de denir). Kesilişi şöyledir: Cenazenin ayaklarından boynuna kadar uzunluğu ölçülür. Bu uzunluğu iki katı uzunluğunda patiskadan bir parça kesilir. Bu parça ikiye katlanır, tam ortasından cenazenin başı girecek kadar bir er açılır. Burası oyulmaz ve genişletilmez. Gömleğin bir katı cenazenin altına seriler, ortadaki açıklığa cenazenin başı denk getirilerek, gömlek cenazenin üzerine doğru kıvrılarak üstüne örtülür.

    20 Cenazenin boyu uzunluğundadır (baştan ayağa kadar uzanan bir don ve etekliktir). Sağdan ve soldan cenazeyi saracak şekilde genişçe olur.

    21 Cenazenin boyundan üç karış (yani 60 cm. kadar) daha uzun kesilir (boyu eteklikten daha uzun olup, baş ve ayaklarını kefenin çözülme ihtimaline karşı düğümlenmeye yarayan bir çeşit sargıdır). Cenaze bunun içerisine konularak baş, bel ve ayak uçlarından düğümlenir (bağlanır). Bunun için sargının baş ve ayak ucundan bağlanacak şekilde uzun kesilmesi gerekir.

    22 Bez yeterli olduğunda: Erkeklerde kefen; gömlek, eteklik ve sargıdan ibaret olmak üzere üç kattır. Kadınlarda kefen; gömlek, eteklik, sargı, baş örtüsü ve göğüs örtüsünden ibaret olmak üzere beş kattır. Bez az olduğunda: Erkeklerde kefen; eteklik ve sargıdan ibaret olmak üzere iki kattır. Bunda gömlek yoktur. Kadınlarda kefen; eteklik, sargı ve baş örtüsünden ibaret olmak üzere üç kattır. Bunda gömlek ve göğüs örtüsü yoktur. Bez yeterince bulunamadığında: Erkeklerde ve kadınlarda aynı olmak üzere yalnız bir kattır ki, cenazenin sarıldığı herhangi bir örtüye bu ad verilir. Ancak zorunlu kalmadıkça böyle bir uygulamaya gidilmez.

    23 Kadın cenazelerin başlarını örtmeye mahsus bir bez parçasıdır.

    24 Eteklik ve sargının üzerinden kadın cenazelerin göğüsleri üzerine konulan bir örtüdür. Eni yarım metre, uzunluğu da cenazeyi kapsayacak kadardır. Sargının baş ve ayak uçları düğümlenmeden önce baş örtüsü başına sarılır, göğüs örtüsü de göğsün üstüne atılır.

    25 Cenaze yıkanırken temizliğini yaptırmaya yarar (günümüzde lastik eldiven kullanılır). Eldiven yoksa kefen bezinden kesilen 3 parça temizlik bezinin bir tanesiyle avret yerleri yıkanır. Diğeriyle abdest aldırılır. Üçüncü bezle de yıkanır.

    26 Kefenlendikten sonra cenazenin baş ve ayak uçları ile belinden bağlamaya mahsustur. Enleri 10 cm. ve uzunlukları 150 cm. kadar olur. Bu bağlar, ölü kefene sarıldıktan sonra baş tarafından, ayak ucundan ve belinden bağlamak içindir. Ayrıca tabuta koymaya, kabre indirmeye yarar. Bu bağlar kabirde çözülür.

    27 “Ey cemaat, erenler, canlar, mü’min müslim bacı kardeşler!Allah’a kul, Muhammed-Ali’ye talib olan canlar!Eğer ki ereyim derseniz sefaya, binlerce salevat verelim Muhammed Mustafa’ya (Tüm cemaat salevat getirir). Kardeşlerim! Büyük, küçük, kadın, erkek, burada hazır bulunan canlar! Hakk’a yürüyen bu canımız (......................) oğlu/kızı (...................) dünyadan ahirete göçen kervana katılmış, bugün aramızdan ayrılıyor. İşte görüyorsunuz ki kendisi hal diliyle bizlere şöyle sesleniyor: Tenim teneşirde, ruhum ruhaniyette. Bu dünyada, beşeriyet aleminde ömür sürdük, yedik-içtik, konduk-göçtük. Emir Hak’tan geldi. Bir içim su ile yedi adım yolun hakkı var. İşte hepinizin huzurundayım: Belki bilerek, belki bilmeyerek bir haklarınız varsa, haklarınızı helal eyleyin! diyor. Kardeşimiz, Tanrının huzuruna temiz ve günahsız gitmek istiyor. Belki içinizden biriniz kendisinden incinmiş ya da alacağı olabilir. Ey Ehl-i Beyt muhibbi olan canlar! Merhum canımız dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkıyor, ama yakınları aramızda. Eli erde, yüzü yerde, özü Dar-ı Mansur’da, Hak-Muhammed-Ali divanında, gözü cem erenlerinde kulağı Pir’de. Hakkını vermeye, döktüğünü doldurmaya, yıktığını kaldırmaya, dost gönlünü sevindirmeye hazırlar. Hakkı olan, ağrınmış, incinmiş, güncenmiş kimseler varsa, dile gelsin, bile gelsin, hakkını istesin. Bu divan Hak divanıdır. Allah, eyvallah...Değerli canlar, kardeşlerim! İnsanların hayatı sadece bir bakıştan ibaretmiş gibi geçip gidiyor. Hak’tan geldik yine Hakk’a döneceğiz. Allah’tan başka sığınılacak yer yoktur. Darda kaldığımız vakit “Aman Tanrım!” diye sığınmak, Ulu Dergahtan başka sığınılacak yer olmadığını ne güzel anlatıştır. Fakat bu yalnız darda kaldığımız zaman olmamalı, bütün nimetler insanın üzerindeyken, duyarak (Allah!) demeli; fırsat elden gitmeden, gaflet perdesi açılmadan, kudretten düşmeden zamanı fırsat bilmeli, yarın gelip çatacak olan ahiret yolculuğu için yol azığı toplamalıdır. Zira, bir gün bu maddi hayat bitecek, öteki dünya hissi açılacak... O vakit de pişmanlığın faydası olmayacaktır. Onun için Fani olanı Baki olanla değiştirmenin çaresine bakalım. Vefakarlık ve dostluk duygularının serâb olduğu anda, bütün bir ömür boyu beklenen tek vefakar dost, ÖLÜM gelip yetişiyor. Hüner; DOĞMAK ile ÖLMEK arasında aslını, Tanrısı’nı, sonunu bilmek; yaratılmışlara karşı merhametli olmak, insanlığın haklarını tanımak; böylece bu kubbede hoş bir seda, insanlığa yararlı bir eser bırakarak, öylece göçmek ve Allah’ın huzuruna alın akı ile çıkmaktır. Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli buyurur ki: “Benim üç iyi dostum vardır: Ben ölünce birisi evde kalır, birisi yolda kalır, birisi benimle birlikte gelir. Evde kalan malımdır, yolda kalan ailem ve yakınlarımdır. Benimle birlikte gelen ise iyiliklerimdir.” Canlar kardeşlerim! Her sırası geldikçe, ahiret evine göçenleri uğurluyor, onları ebedi istirahat yerlerine götürüyor; masasız, kasasız, rütbesiz, yataksız... hepsi amellerine sarılmış oldukları halde, kara toprak altında bırakıyoruz. Orada yapayalnız kalıyorlar. İşte o fanilerin hali ne kadar ibretlidir değil mi? Tanımadıkları bir aleme sefer etmişler, sevdiklerinden ayrılmışlar, üç günlük emanet hayatın ağır gaflet uykusundan uyanmışlar, yatakları, yastıkları kuru toprak olmuş. Onlar neye muhtaçlar şimdi biliyor musunuz? Allah’a sunabilecekleri hayırlı amellerine, Hak ve hakikaten meydana getirebildikleri meyvelerine muhtaçtırlar...”


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 59
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Aleviler'de Ölümle İlgili Ritüeller

    Mesaj tarafından Admin Bir Salı Mayıs 26 2009, 20:32

    28 FATİHA SÛRESİ: “Hamd, evrenler sahibi yüce Allah içindir; Allah ki acıyandır, koruyandır, sevendir; günü gelince; ancak O’dur, hesap soracak... Tek sana tapan, senden medet umanlarız biz; sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi, doğru yoldan ayırma bizi, aman Rabbimiz!”

    FELAK SÛRESİ: “Sabah aydınlığını yaratan Rabbe sığın umulmayan şerrinden nice yaratıkların. Şerrinden, kötülüğü gizleyen gecelerin; şerrinden, dişi sinsi ve kaypak nicelerin; Şerrinden, kıskançlıkla yanan hasetçilerin.”

    NAS SURESİ: “De ki: İnsanların kalplerine sürekli vesvese veren şeytanın, cinlerin ve insanların şerrine karşı, insanların Rabbi, Hükümdarı ve sahibi olan Rabbime sığınırım.”

    İHLÂS SÛRESİ: “Söyle ki gündüz-gece Tanrı tek, Tanrı yüce, O doğmaz ve doğurmaz kimse O’na denk olamaz.”

    29 “Niyet ettim, niyet eyledim, Allah rızası için bu er kişinin (Kadınsa: Bacı kişinin/Çocuksa: Bu erkek ya da kız çocuğunun) hazır olan cenaze namazını kılmaya, bu cenaze için dua etmeye. Yarlıganma ve yakınlığını dilerim. Durdum divana, uydum Oniki İmam’a.” ya da “Niyet ettim, niyet eyledim, Allah rızası için Hakk’a yürüyen bu canımızın cenaze namazını kılmaya, onun için dua etmeye. Durdum divana, uydum hazır olan imama.”

    30 “Hakk’a yürüyen bu canın niyetine, Allah rızası için namaz kılıyorum, dua ediyorum...” diye niyet edilmelidir.

    31 Dede/Baba veya bu konuda bilgili olan kişi açıktan, “Tanrı Uludur (Allahü Ekber)” der, eller kulak memelerine (hizasına) kadar kaldırılır ve göbeğin üzerine bağlanır. Dede/Baba veya bu konuda bilgili olan kişi ve cemaat, içinden (sessiz olarak) Tevhid Kelimesi’ni okurlar:

    “Allah’tan başka Tanrı yoktur; Muhammed Mustafa Tanrı’nın elçisidir ve Aliyyel - Mürteza Tanrı’nın Velisi’dir.”

    32 “Tanrı Uludur (Allahü Ekber)” diyerek, ikinci Tekbir alınır ve şu dua (Salevat) okunur:

    “Ulu Tanrım! Muhammed Mustafa’ya ve Onun yüce soyuna dua ve sevgilerimi sunarım, kabul eyle. Muhammed’ e ve Ehl-i Beyti’ne bereketi sürekli kıl; İbrahim’e ve soyuna kıldığım gibi. Ulu Tanrım! Sen övgülere değer ve yücelikler sahibisin: Bütün peygamberlere, erenlere, şehitlere, doğru ve iyi olan kullarına dua ve sevgilerimi sunarım, kabul buyur.”

    33 “Tanrı Uludur = Allahü Ekber” diyerek üçüncü Tekbir alınır ve şu dua okunur:

    “Yüce Tanrım! Beni, Hakk’a göçen bu canımızı ve bütün mü’minleri bağışla! Onların hayatta olanlarını da, ölmüş olanlarını da yarlıga! Bizim ve onların arasında iyilikleri geçerli kıl! Duaları, dilekleri yerine getiren Sen’sin! Her şeye gücü yeten Yaratıcı Sen’sin!”

    Not: Eğer cenaze namazı kılınan ölü, çocuk ise, üçüncü Tekbir’de şu dua sözleri de eklenerek söylenir:

    “Ulu Tanrım! Bu çocuğu bizim için gönderilmiş bir ödül ve ahiret azığı kıl! Tanrım! Bu çocuğu bize hem şefaatçi kıl, hem de şefaatini kabul buyur!”

    34 “Tanrı Uludur (Allahü Ekber)” denir ve herhangi bir şey (dua) okunmadan Dede/Baba veya bu konuda bilgili olan kişi ve cemaat “Esselamü aleyküm ve rahmetullah (Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun!)” diyerek, önce sağa sonra sola selam verir, cenaze namazı biter.

    35 Ölü gömüldükten sonra mezarının başında Mürşid tarafından ölüye yapılan bir hatırlatmadır.

    36 Dar’dan İndirme Erkanı: “Hayır Yemeği”, “Lokma Erkanı” ve “Kırk Yemeği”nde Hakk’a yürüyen (ölen) can, tıpkı yaşadığı zamanki gibi “dar” edilmiş, görgü-sorgudan geçirilmiş, cem erenlerinden rızalık (helallık) alınmış olur. Hayır Yemeği’nde şunların hazırlanması gerekir: Kurban lokması, helva, gülsuyu, çerağ, post vb. Usulünce erkân açılır, Dede bir dua eder, topluma dünya ve ahiret hayatı ile ilgili aydınlatıcı bir konuşma yapar, teselli edici sözler söyler. Çerağ uyarılır, post serilir, süpürge çalınır. Meydan (erkân) böylece açıldıktan sonra, Hakk’a yürüyen can’ın en yakınlarından üç can (biri ya da ikisi bacı olabilir) “dar”a çıkarlar ve içlerinden birisi merhum adına Dede’ye ve cemaate karşı şu tercümanı okur; “Destur Pirim! Yüzüm yerde, özüm dâr’da, Hak-Muhammed-Ali Divan’ında, erenlerin dar-ı Mansur’unda, canım kurban, tenim tercüman, bu fakirden ağrınmış, incinmiş can kardeş var ise, dile gelsin, bile gelsin, hakkını istesin. Hakkıma, yoluma bağlıyım. Allah, eyvallah...” Dede, cemaatin bu konudaki bilgisine başvurur; merhumun alacağı, borcu varsa, mirasçıları bunları kabul eder, öderler. Böyle bir şey yoksa, cemaatte hazır bulunanlar: “Öz gönül birliği ile cümlemiz hakkımızı helal eyledik. Allah, erenler de bağışlasın. Yürüyen ruhu şad ve sevinçli olsun, Hak-Muhammed-Ali yardımcısı olsun...” diyerek, hep birden yere niyaz eder, yeri öperler, doğrulurlar. Dede gülbank çeker (merhumun adını anar, onun için tığlanan kurbanın, verilen yemeğin, okunan duaların kabulü, ruhunun şad, yerinin cennet olması, günahları varsa bağışlanması için de cümleler söyler...). Böylece, Hakk’a yürüyen can adına, dâr hizmetini göden canların görevi biter; usulü ile meydandan çıkılır (Dar’dan inilir). Bunun ardından Cem töreni (ibadet bölümü) başlar. Önce dede ya da zakir, bildiği ya da bu kitapta yazılı mersiye ve deyişlerden iki üç tane çalıp söyler (kendi bildiği makamlarla). Bu kitapta yeterince deyiş, düvaz,mersiye, tevhid verilmiştir. Dâr’dan indirme Cemi’ne bir deyişle başlanır.

    37 Bu çalışmadaki hizmet ve uygulamalar konusunda kendilerin bizzat faydalandığım Dedebaba Mustafa EKE’ye, Halifebaba Ali DOĞAN’a ve dua, gülbang ve cenaze hizmetleri ilgili yayınlanmamış çalışmasından yararlandığım Dede Mehmet YAMAN’a teşekkür ederim.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH

      Forum Saati Çarş. Ocak 23 2019, 02:04